Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
6 tane "bilim" etiketli yazı bulundu "bilim" tagli diger ogeler resimler, videolar

Dünya erkeksiz kalacak

Dünya erkeksiz kalacak
Ünlü bilim dergisi Focus, erkeklerin neslinin tükeneceğini açıkladı. Hatta bunun için tarih bile verdi.
Dünyaca ünlü bilim dergisi Focus, erkek neslinin kaderini masaya yatırdı. “Erkeksiz doğum” her geçen yıl bilim dünyasında kaydedilen gelişmelerle gerçek oluyor.

İskoç bilim adamları, 2005’te ilk kez sperm kullanmadan ve klonlama yöntemine başvurmadan insan embriyosu yarattıklarını açıkladı, yani “bakire döllenmenin” ilk adımları çoktan atıldı. Bilim adamları kadınlardan alınan doku örnekleriyle hem sperm hücresini hem de yumurta hücresini laboratuvar ortamında üretmenin mümkün olacağını belirtiyor.

Ancak kadınlar sadece X kromozomu taşıdığı için erkeklerde bulunan Y kromozomunun laboratuvarda elde edilecek olan yumurta ve spermden ortaya çıkması imkansız. Yani “erkeksiz doğum” yoluyla dünyaya gelecek olan bebeğin erkek olma olasılığı yok. Bu nedenle her geçen yıl erkek nüfusunun daha da gerilemesi söz konusu olacak.

Focus’un tahminlerine göre gelecekte şunlar gerçekleşecek:

* 2108’de kadınların erkeğe ihtiyacı olmadan hamile kalabileceği klinikler tüm dünyaya yayılacak.

* 2128’de dünya nüfusunun yüzde 70’ini kadınlar oluşturacak.

* 2158’de sperm bankaları tamamen boşalmış olacak ve son tüp ve son erkek bebek dünyaya gelecek.

* 2238’de dünyadaki son erkek ölecek ve tüm dünya kadın olacak.

Kader'in Bilimsel İspatı

John-Dylan Haynes, Nature Dergisi’ne yaptığı açıklamada; beynin, kişi daha farkına varmadan 10 saniye önce karar verdiğini ortaya koydu.

Araştırmayı yöneten Leipzig Beyin Bilimleri merkezinden John-Dylan Haynes, Nature Dergisi'ne yaptığı açıklamada, "Biz, kararımızı bilinçli aldığımızı düşünürdük. Ama yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuç, bilincin, sadece buzdağının görünen parçası olduğunu gösterdi" dedi. Tennessee'deki Vanderbilt Üniversitesi uzmanlarından Frank Tong da, araştırma sonucunu "oldukça dramatik" diye niteledi.

Tong, "Beyin faaliyeti söz konusu olduğunda, 10 saniyelik süre yaşam boyu anlamına gelir" diye konuştu. Yapılan araştırma sırasında, beyinleri MR ile incelenmekte olan 14 gönüllü deneğe akıp giden harf zinciri gösterildi. Sağ ve sol ellerinde birer düğme bulunan deneklerden, ekranda akıp giden harf zincirinden akıllarında kalanını, düğmeye basarak saptamaları istendi. Böylece, MR aracılığıyla, beynin aldığı kararla, kişinin verdiği karar arasındaki 10 saniyelik fark açıkça belirlendi.

Bilimin rüyası gerçekleşiyor

Bilimin bir başarısı daha... Kablolar yerini ışığa bırakıyor !!
Mikroelektronik teknolojisinde önemli gelişmeler yaratması beklenen ve Türkiye'nin nanoteknoloji alanında yönettiği tek AB 6. Çerçeve projesi olan ''SEMİNANO'' sonuçlandı.

Proje, kabloların sağladığı pek çok işlevi çok daha yüksek hız ve kapasitedeki ışığa bırakacak teknolojinin yolunu açtı. Proje, kabloların sağladığı pek çok işlevi çok daha yüksek hız ve kapasitedeki ışığa bırakacak teknolojinin yolunu açtı.

ODTÜ'lü ve Bilkent'li araştırmacıların ortak projesi, günümüzün yetersiz teknolojisi nedeniyle ayrı ayrı üretilmek zorunda kalan mikroelektronik ve ışık üreten sistemleri nanoteknolojik yöntemlerle birleştirmede büyük adımlar atılmasını sağladı.

Uzmanlar, bu teknolojinin daha da geliştirilmesi ile optik anahtarlardan optik bilgisayarlara uzanan bir dizi yeni ve olağanüstü gelişmeye tanık olunacağını belirtiyorlar.

ODTÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Raşit Turan, Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Aydınlı ile ortaklaşa yürüttükleri Semiconductor Nanocrystals Projesi'ni (SEMİNANO) Eylül'de başarıyla tamamlandığını bildirdi.

SEMINANO'nun, 9 ülkeden 11 araştırma grubunun katıldığı ve nanoteknoloji alanında Türkiye'nin yönettiği tek AB projesi olduğunu anlatan Prof. Dr. Turan, projede, mikroelektroniğin temel malzemesi olan silisyum (si) kristalinden ışık elde ederek mikroelektrik devrelerde kullanılması yolunun açıldığını bildirdi. Turan, projenin hedefleriyle ilgili şu bilgileri verdi:

''SEMINANO projesiyle yarıiletken nanoyapıların, mikroelektronik ve optielektronik teknolojilerinde kullanılması hedeflenmektedir. Büyüklüğü 1-20 nanometre civarında olan yarıiletken kristal yapıların farklı ortamlarda ve farklı yöntemlerle büyütülmesi ve bu yapıların optik ve elektronik özelliklerinin kontrol altına alınarak mikroelektronik ve optielektronik alanlarında kullanılması, projenin ana hedefi olmuştur. SEMINANO Projesi, alanında öncü çalışmalar ve yeni metotlar geliştirmiştir.''

''Sİ KRİSTALİ IŞIK ÜRETİMİNDE YETERSİZDİ''

Prof. Dr. Turan, günümüzde ışıldayan yazılar yazmak ve görüntüler oluşturmak için ışığa gereksinim duyulan her yerde yarıiletken ışık saçan diyotların kullanıldığını ifade etti. Bu diyotların bileşik yarı iletkenler kullanılarak üretildiğini anlatan Turan, modern yarı iletken elektronik teknolojisinde kullanılan si kristalinin sahip olduğu olağanüstü elektronik ve mekanik özelliklere rağmen ışık üretme konusunda yetersiz kaldığına dikkati çekti.

Si elektronlarının bantlar arasındaki geçişi ışık üretimi yapmadan gerçekleştirdiğini, oysa bileşik yarıiletkenlerin etkili bir ışık üreticisi olduğunu kaydeden Turan, şöyle devam etti:

''Si kristalinin ışık üretiminde yetersiz kalması, mikroelektronik ve optielektronik teknolojilerin ayrı ayrı ilerlemesine neden olmuştur.

Mikroelektronik devreler ve ışık üreten sistemler birbirinden ayrı ve bağımsız olarak üretilmiştir. Bu iki teknolojinin tümleştirilmesi halinde yeni ve olağanüstü gelişmeler olması bekleniyor. Si tabanlı ışık üreten diyotların ve dalga yönlendiricilerin üretilmesi ile ışık, mikroelektronik devrelerde kullanılacak ve yüksek hızlarda ve kapasitelerde çalışan devrelerin üretilmesi mümkün olacaktır. Böylece optik anahtarlardan (switch) optik bilgisayarlara kadar uzanan bir dizi yeni gelişmeye tanık olacağız.''

''BİLİMİN RÜYASI GERÇEKLEŞİYOR''

''Si kristalinden ışık elde edilmesi, bu alanda çalışan bilim insanlarının oldukça eski bir düşüdür. Yapılan bütün denemeler başarısız olmuştur. Çalışmalar istenen sonuçları vermemiştir'' diyen Turan, yaptıkları çalışmanın sonucunda ise silisyumun küçük boyutlu nanokristaller halinde kullanılabildiğinde ışıyabileceğinin anlaşıldığını kaydetti. Turan, çalışmanın önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

''Elde edilen ışığın kaynağı konusunda tartışmalar sürse de, Si nanokristallerden kaynaklanan ışıma kesin olarak kanıtlanmıştır. Şimdi sıra, elde edilen ışımanın kontrol altına alınması ve ışık saçan aygıtlara uygulanmasına gelmiştir. SEMINANO projesi tam da bu gelişmelerin en canlı olduğu dönemde önerilmiş ve yerinde bir kararla desteklenmesine karar verilmiştir.''

''Sİ NANOKRİSTALLER FLASH BELLEKLERE DE GÜÇ KATACAK''

Çalışmanın uygulama alanlarından birinin, flash bellek elemanlarının geliştirilmesi yönünde olduğuna değinen Turan, şöyle devam etti:

''Nanokristaller, flash belleklerin güvenirliğini ve dolayısı ile kapasitelerini artıracaktır. SEMINANO konsorsiyumuna üye araştırma gruplarından bazıları bu alanda uzmanlardan oluşmaktadır. Elde ettikleri ilk sonuçlar, Si nanokristallerin flash bellek depolama elemanı olarak başarı ile kulanılabileceğini göstermişlerdir.''

Okyanusları 5 kez doldurur



'Acemi' güneş sisteminin su buharı okyanusları 5 kez doldurabilir!
NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopunu kullanarak gözlem yapan bilim adamları, su buharı dünya üzerindeki okyanusları 5 kez dolduracak yoğunlukta “acemi'' bir güneş sistemi gözlemlediler.

Yeni güneş sistemi, bir sanatçının fırçasından çıkmış derinlikte görünüm veriyor.

Bilim adamları dünyamıza 1,000 ışık yılı uzaklıkta bulunan Samanyolunda belli belirsiz görünen ilkel yıldıza IRAS 4B adını verdiler.

Bir ışık yılı yaklaşık olarak 6 trilyon mile eşdeğer (10 trilyon km). Yaşam için gerekli bileşenleri içeren havaya sahip bu gezegenin varlığı bilim adamlarının başka gezegenlerin de varlığına inandırdı.

Bilimin çözemediği 10 olgu

Aşağıdakilerden en çok hangisi kafanızı karıştırıyor, içinizi ürpertiyor? Ya da hangisine yürekten inanıyor, hangisine şüpheyle yaklaşıyorsunuz? İşte bilimin bir türlü açıklayamadığı 10 gizemli olgu...

İŞTE BİLİMİN ÇÖZEMEDİĞİ 10 OLGU...FOTO-GALERİ...TIKLAYIN

Modern tıp artık pek çok hastalığın çaresini buluyor, son 10 yılda teknolojide gelinen nokta hayal sınırlarımızı zorluyor.

Ancak bütün bu sevindirici gelişmelere karşın, evren ve bizim güzel gezegenimiz dünya, hikmetini bir türlü çözemediğimiz sırlarla dolu. Üstelik bu konularda yürütülen çalışmalar, araştırmalar da en azından yakın gelecekte pek umut verici görünmüyorlar. Amerikan LiveScience dergisinde, yüzyıllardır gizemi çözülmeye çalışılan, varlığı ve yokluğu tartışılan, somut kanıtlara sahip olunamadığı için 'sır' olarak kalmayı sürdüren, bilimin bir türlü kesin ve akla yatkın bir açıklama sunamadığı tuhaf, ürpertici, merak uyandırıcı, en çok konuşulan '10 Gizemli Olgu'nun listesi yayımlandı. Hayaletlerden UFO'lara, psişik güçlerden 'déjà vu' duygusuna kadar tartışılan ve bir türlü açıklanamayan 10 fenomen sizi bekliyor.

1- Taos Uğultusu

ABD'nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın... Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı. 

2- Büyük Ayak

Bu gizem de Amerika'dan... Yeni Kıta'da yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri boyutlara sahip, 'Büyük Ayak' adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak'ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki bilim mantıklı bir açıklama getiremediği sürece Büyük Ayak da, İskoçya'nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak.

3- Önsezi

İster altıncı his, ister önsezi, ister kötü hisler diyelim; hepimizin hayatımızda en az bir ya da birkaç kez garip sezgilerimizi rehber alarak hareket ettiğimiz olmuştur. Elbette bu karamsar hislerimiz çoğunlukla yanlış çıkar. Ancak kimi zaman kimi insanların altıncı hisleri -ne yazık ki- doğru alarm verir. Psikologlar bu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece 'görünüşte bilmediğimiz' bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.

4- Asla bulunamayan kayıplar

İnsanlar bazen ortadan kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kendi istekleriyle kaçar, bazıları büyük çaplı ve/_newsimages/3870556.gif cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki neredeyse tek bir iz bırakmadan ortadan kaybolurlar, adeta buharlaşırlar. 1872'de Portekiz yakınlarında bulunan 'hayalet gemi' Marie Celeste'in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışan insanlardan sadece bazıları. Kaybolan insanlar, normal şartlarda polis soruşturması, itiraflar ya da tesadüf sonucu bulunuyor. Ancak ortada hiçbir olay ve kanıt olmadığı zaman insan ister istemez psişik detektiflerin işe ele atması gerektiğini düşünüyor.   

5- Hayaletler

"Ölü insanlar görüyorum" repliğiyle zihnimize kazınan 'Altıncı His' filminden, lisedeyken ev partilerinde pek çoğumuzun katıldığı masum ruh çağırma seanslarından, çocukken masal gibi dinlediğimiz korkulu hayalet hikâyelerine kadar ruhlar üzerine hep konuşulur. Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler pek çoğumuzun yakın çevresinde bile mevcut.         

6- Déjà vu

Fransızca bir kelime olan 'déjà vu', Türkçede 'daha önce görülmüş' anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise kısaca şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Birçok kişi 'déjà vu' hissini psişik bir deneyim olarak algılar. Birçok kişiye göre ise bunlar önceki hayatlarımızdan davetsiz çıkıp gelen anlık karelerdir. Araştırmacılar 'déjà vu' ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da de bu tuhaf hissin nedeni bir gizem olmayı sürdürüyor.   

7- UFO'lar

UFO deyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO'nun açılımı 'Tanımlanamayan Uçan Nesne'... Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midir, bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

8- Ölümden sonra hayat

Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber maalesef kimse 'öbür taraf'tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramıyor. 'Öbür dünya' meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir olduklarını... Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.

9- İçine doğmak

Hem Doğu hem de Batı toplumlarında, 'önsezi'nin -ki biz bunu halk arasında 'içine doğmak' olarak adlandırıyoruz- bir çeşit psişik güç olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor. Eğer bu tespit doğruysa, bilimin psişik güçlerin varlığını, gelecekte de ne ispat edebilmesi ne de çürütebilmesi mümkün görünmüyor.

10- Beden/Zihin Bağlantısı

Bir efsaneye dönüşen 'plasebo etkisi' zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz hasta denekler, dertlerine derman olacak bir ilaç içtiklerini ve dolayısıyla iyileşeceklerini düşündüklerinden kendilerini çok daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de bir düzelme görülüyor. Bazen de yine bu 'yalancı' ilaçların işe yaradığını kanıtlamak istercesine ilacın etkisiyle acı çekiyorlar. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez zihni neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Bu inanılmaz bağlantı çok sınırlı biçimde açıklanabiliyor. Ancak pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği herhangi bir mucizeden kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

Su artık donmayacak


Bilimde son nokta yine Japonardan. İşte suyun donmasını önleyen keşif;
Japon bilim adamlarının yaptığı çalışmalar sonucu suyun donmasını önleyen bir maddeyi keşfedildi.

Japonya Kyodo haber ajansının haberine göre, Japon bilim adamları bitki pigmentleri üzerinde yaptıkları çalışmalar sırasında suyun eksi 10 derecede bile donmasını engelleyen bir madde keşfettiler. Söz konusu maddenin etkili olması için içerisine konulduğu suyun yüzde 0,01'i kadar olması yeterli.

SOĞUĞA DAYANIKLI BİTKİLERİ İNCELEDİLER

Japonya Hokkaido Üniversitesi'nden konuyla ilgili açıklama yapan uzmanlar, sıcaklık sıfırın altına düştükten sonra suyun içinde buz çekirdekçiklerinin oluşmaya başladığını, bir süre sonra bunların kristalleşerek buzlanma meydana geldiğini belirttiler. Bunun üzerine soğuk iklimlerde yaşayan bitki türlerini mercek altına aldıklarını açıklayan uzmanlar, 'Kaempferol-7-O-glucoside' adlı madde sayesinde soğuk iklim bitkilerinin donmaktan kurtulduğunu keşfettiklerini kaydettiler.

Bu önemli maddenin keşfinin bitkilerin aşılanmasında kullanılan kısımlarının soğuk ortamlarda muhafaza edilmesi süresini büyük oranda uzatacağı belirtiliyor.